aklı mı(?) karışmış kum saatinin..

aklı mı(?) karışmış kum saatinin..

Kasım 10, 2013


üçer beşer yazılıp onar silinen satırlar çok!
çok deliler..
deliller var her şeye rağmen;
belki, "yıllarca özlenedurulacak soluklar" içerilir.

kör nokta..
gör orada bak ne var(!)

dışarıya bir göz atıp geliyorum bekle..

adam unutmaya ant içmeli..
dolaptan bir şişe dikti geldi kafasına
şşş sessiz olmalı..
bak, adam sustu... sus mu içti de(?)
yok su içti..!
kana kana hatırlıyor hala
her damlada kana kana hatırlayıp hep
gözlerini bir noktaya da çevirip
hiçbir şeye bakmadan her şeyi gördüğünü
fark edecek belki(?)

zaman tarih çizgisinde... büyüdükçe büyüyecek..

zaman'sız olur mu(?)

zamanın değişik bir tokuşukluğu üzerindeyiz vesselam.. değiş-tokuş'tu bizi zaman... bizi bizden alıp yerine bedenler bıraktı yalnız(sûret dense yeridir kıvamında)... kafalarımız tokuştu.. bizi sürülen yol yokuştu..akrep yelkovana tutunmuştu oysa... adalet arar durursun..;akrebin her adımında kafaları tokuşur..

Kasım 05, 2013

firar

gece... idare hukuku yoğun tesiri altından bir sigara kaçamağına...

sigara iki dumanın arasında... bir nefesim, bir kendi..;
iki dudağın arasında iki duman... bütün gece bundan ibaret aslında..
ve hayat iki nefes arasında..
've iki kapı arasında' da demiş ya Aşık Veysel...


ve bir aşka ithafen olsa bu:
nefesim iki dudağının arasında
ve iki dudağımın arasında iki kelime:
seni seviyorum..

ne mana katarmış ama an'a..


Kasım 03, 2013

şarkı

şarkı var bir ve üzerine konuşacak bir şey buldum diye düşünüyorum..; jehan barbur -  neden.. seviyorum ki ben yeni şarkılara açılmayı... ve adım adım aşılmayı kendimde... adım adım olması da şart değildir esasan. neyse Jehan Barbur, ilerde daha çok duyulacak bir isim şimdiden ben duyurayım da... kaydım olsun.

bu gece şarkılar ferudun düzağaç'a çıktı nedense... nedensiz gerçekten.. zira bir karma listem var şarkılar akaduruyor orda... yer yer müdahale ediyorum... nadir. ama 'sabah olmaz zaman'... ne uygun ki zamanıma şimdi.. nasıl olmasın ferudun düzağaç.. ben nasıl bu şarkıyı kondurmam buraya..


hep sarhoş

dudaklar mühür... bir bıçakla aralanabilir ancak.. ya sonra(!) dökülenleri kim(?) kaldırabilecek yerden. yalnız şu var: gözlerinin gülmeyen yüzü gitmiyor gözlerimin önünden..

sarhoş dedik ya hani... burada dünya değişti çoktan.. sen de sarhoşsun ben de sarhoş duvar sarhoş.. her şey bir yana çok güzel bir zaman bu zaman... keyifler çakır.. 'eksik bir şey mi var' şarkımız... şarkımız ne güzel.

içimin bir huzursuzluğu var besbelli... bütünümü saran derinden.. ve bu satırların sonu yok bilinsin(!); (yok hayır bu parantezde olmamalıydı)... kimin umurunda.. (benim değil..) duyarlı vatandaşlara saygılar.

gözlerimi yarı açabiliyorum ama bu yarı yazabiliyorum kanısını oluşturmasın... tam yazabildiğimi düşünüyorum aksine. tam ne varsa dilimde, aklımda vs. o işte... tam bu, hiç şüpheniz olmasın.. ve şu şarkı var, yine hiç şüpheniz olmasın; hatasız kul olmaz.. nasıl zamanını bulur bu bazı şarkılar... hayret ediyorum..


Ekim 29, 2013

saatin onu

başım, nedendir(?) bilinmez biraz 'dumanlı' tabirine caizlikte paralellik gösteriyor.(-yok ki böyle bir cümle) üstelik sigaramdan bile uzakken.. şş aramızda kalsın; tek dalım kaldığından çok hassas bir zamanı gözlüyorum... o gelince(zamanı) çat diye vuracağım dibine çakmağı.. iktisatçılar buna marjinal fayda diyor... ben de bir takım iktisadi tarafımla bunu söyleyebilirim sanırım.. marjinal faydanın en yüksek olacağı o vakit çat diye çakmağın çakılacağı vakittir..

her şey bi'yana saatin on'u gösterdiği zaman dilimi saatin onikisi'ni hissettirdi... onikisi'nin ağırlığını bıraktı omuza.. saatin o'nu gösterdiği zamanlar hiç geçmek bilmiyor doğrusu...


bu zamandan bağımsız;

koyununda bir nebze
aşk taşıyan...
ferhunde;
aralayan gözlerini usulca...
bir aşk da bulur
yağmurdan yağan..

Ekim 25, 2013

varan bir

(!) insan bir a görünce diğerinin de ona benzemesini bekliyor haliyle... nasıl uzak düşmüşüm kalem tutmaktan.. gerçi kimi kandırıyorum ki... (?) hiç okunaklı olmadım zira..

tarih dersimiz çok düzenli ilerlemeli; uykudan önce, uykudan sonra birer öğün.. (kalıcılığı sağlama tedavisi)

bu gün için kısaca; n'apıyoruz hiç bir fikrim yoktu... oluyor biraz biraz..

Ekim 23, 2013

iki ve üç nokta'lar

yok bırak şimdi... bırak bırak.. sus getir hep
yokluğun diye bir şey yok ki hem... ne severim ben bu cümleyi(!)
rüyalarımda dahi arıyorum elimde tel... ulaşamıyorum.. bu denli derinlikler içerme telaşında olmaksızın aklımda var oluşun; bir suretin sana dair... engel olamıyorum!
(ün nokta devam cümlesi... iki nokta bitiş..)
iki nokta bırakamıyorum bir türlü ardına... hayallah .p

bu kadar duygusal içerikli bla blaa yeterli olur sanıyorum ruhaniyete.. ardımızda şarkılar kaladursun vesselam..


Ekim 21, 2013

biliyosun mu(?)

biliyosun mu(?)
bu gün belediye otobüsüyle gelirken… o aracın içinde onca yolcuyla yol alan benin etraftaki bütün her şeyle birlikte gerçekliğini sorguladım.
cam açıktı…
rüzgar yüzüme yüzüme vuruyodu
ve döndüm rüzgara.. ve dedim ki:
rüzgar! sen.... sen gerçekten yüzüme vuran rüzgar mısın?
rüzgar sustu
(!)
oysa bir umudum vardı belki
belki diyorum zira umutlarım tereddüt meselesi artık…
kulağımda bir şarkı var şimdi
‘yüreğim yangınlarda’ diye
nasıl beni alıp nerelere götürdü hiç bilemiyorum
bilebilememe telaşından buradayım
sahi ben burada mıyım?
(!)

Ekim 20, 2013

geçmişi silmek?

nasıl başladı nasıl bitti günü... olarak adlandırılsa yanlış olmaz.. başta alt üst eden soru şuydu: geçmişi silmek mümkün mü? cevabı olan bir soru muydu(?) bilmiyorum ama karşımda gerçek anlamda cevap bekleyen bir çift göz vardı... bir çift pabuç gibi bir çift göz.. (teki olmasa bir eksikliğini hissetmeyeceğim türden bir pabuç takım esasen..)velhasıl doğruluğu kuşkular uyandırsa da bir cevap vardı... ve alt üst ederliği geçerli sayılabilecek bu cevabın oluşunda gizliydi.... zira silmek mümkün olmamıştı geçmişi; yalnız birilerinin, varlığı yerine yokluğunu bıraktığı bir geçişe alışmak kalmıştı... cevaben de geçerli olacak olan buydu; geçmişi üzerinden geçtiği gibi kabullenmek vardı yalnız... tutunabilmek için hayatın geri kalanına..

Ekim 18, 2013

karanl?k depremselligi

Karanlık... bir çok açıdan karanlıktı.. bilmek mümkün değil mi ardını? adım atsam bir mum alevi yalpa yapar.. ya o söner ya ben düşerim.. ya da o sönünce düşerim.. bir muallak depremselligi var aklı sıra(!)... aklımda varlığının..

zaman giderken'li

zaman gece yarısına giderken'li bir cümle düşüneli oldu biraz... düşünülürken biraz daha yaklaşıldı.. zaman gece yarısına giderken... elim kaleme gidip gitmemekte tereddüt etti. yazmaya koyulursam neye varır bilemedim mevzu... nihayetinde biraz depresifliği hak eden bir gece üzerindeyiz. dışarıda bir deli rüzgar... kıbleymiş. rüzgar öyle ki; yaprakları kopuşa hazırlayan bir hal içinde... bir ordan bir burda..

zaman ölüme giderken'li bir başka cümle ise akıldan geçmeme çabasını zorunlu kıldı.. adını anımsamadan geçebilmiş bir gün, gece henüz görülmedi zira.. merak ediyorum: ....(peki sustum(!))

zaman... zaman.... -zaman her şey için şart değil mi? -ya da bu da bir yalan tutunabilmek için yalnız.